“Yazı Dizisi 7…”

11. Hafta…

Hiç görmediğiniz,dokunmadığınız,duymadığınız bir varlığı kaybetme korkusunu yaşadınız mı? İnsan hiç görmediği birşeyi bu denli delicesine kaybetmekten nasıl korkar aklım almıyor ama benliğim hissediyor. Çok ilginç değil mi?

Doğum günüme saat gece yarısı gibi girmiştim. Güzel dilekler, umut dolu mesajlar ve kurulan sonsuz hayaller…. 20’ li yaşların bittiği 30’ lu yaşlara adım attığım bu doğum günü hayatımda ki kutladığım diğer doğum günlerinden çok farklıydı. Çünkü ben artık tek değildim, içimde benimle birlikte var olan dünyalara bedel bir parçam vardı. Onunla 30. yaşıma girmem benim için tarifsiz, anlatamadığım ama hissettiğim bir duyguydu.. Tüm bu güzellikler içinde uykuya dalarken sabah nerden bilebilirdim ki beni o korkunç olayın beklediğini? Ve kaybetme duygusuna bu kadar yakın olacağımı, her zerreme kadar hissedeceğimi….

hamile

Sabah alarmım çalmadan uyandım ve lavobaya girdim. Uyku sersemi gördüğüm o lekeyle beynimden vurulmuşa döndüm.. Rüya olmalı diye düşündüm. Bu bir rüya olmalıydı… Allah’ ım lütfen ben şimdi uyanmalıydım. Yaklaşık 10 saniye tepkisiz bir şekilde öylece peçeteye bakakaldım. Sevdiğim renklerden biri olan kırmızı rengini görmek hayatımda hiç beni bu kadar korkutmamış ve endişelendirmemişti. Kendime geldikten sonra eşime seslenerek gelmesini söyledim. Sesimdeki korku ve endişeden anlamış olacak ki hemen yanıma geldi. Noldu dediğinde, peçeteyi gösterdim… Onun o gözlerindeki korku anı beni daha da kötü yaptı ve göz yaşlarıma engel olamadım. Ağlıyordum….

Kendimi biraz toparlayarak hemen doktorumu aradım. Benden birkaç soruya aldığı hayır cevabımdan sonra o zaman hemen gel bir bakalım dedi. Saat: 07.00’ di. Apar topar hazırlanarak evden çıktık. Yağmurlu bir İstanbul sabahıydı ve malum bir de buna iş trafiği eklenince doktoruma 40 dakika gibi bir sürede ulaşabildim. Daha da uzun olabilir hatırlamıyorum. Yol boyunca öylece yağmuru izledim, ara ara gözümden yaşlar süzülüyordu ve eşim elimi tutuyordu. Konuşmuyorduk ama ikimizde çok korkuyorduk ve dua ediyorduk. Elimi karnıma koyarak yalvardım “Ne olur beni bırakma meleğim”….

hamile

Doktoruma ulaştığımda tek düşündüğüm onu görebilmekti. Onun iyi olduğunu duyabilmekti. İçeri girdiğimde doktorum da sessizdi, muhtemelen görmeden bir şey söylemek istemedi. Sadece miktarını sordu ve beni muayene odasına aldı. Karnıma sürdüğü ultrason jeli içimi ürpertti. O an gözlerimi kapattım, kalbim en az minik meleğimin kalbi kadar hızlı çarpıyordu. Ekrana baktım ve onu gördüm, ordaydı. Doktorum baktıktan sonra kesede bir problem görünmüyor, bebekte gayet iyi görünüyor dedi ve cihazın sesini açtı. Kalp atışlarını dinledikçe Allah’ ıma binlerce kez şükrettim. Şükürler olsun ki ordaydı ve beni bırakmamıştı. Doktor kalp ritminin de normal olduğunu söyledikten sonra karnımı temizledi ve elimden tutarak beni kaldırdı. O kadar korkarak ve yavaş hareket ediyordum ki ona bir şey olacak diye; korkma birşeyi yok keyfi yerinde diyerek beni neşelendirmeye çalıştı. Sadece sebepsiz kanamalardan biri olarak kalacak dedi ve her ihtimale karşı 1 doz progestron iğnesi vereceğini söyledi. Çok fazla yorulmamamı, ekstra efor sarf etmememi, telkin etti ve 3 gün rapor verdi. Hafta sonu ile birlikte 5 günlük bir ev istirahati görünüyordu bana.

hamile

Doğum günüm sabahına böyle uyanmak beni üzmüştü ama sonra da şöyle düşündüm. Küçük meleğim kırmızı güllerle benim doğum günümü kutlamıştı 🙂 Muzurluk yaparak bizi üzebileceğini düşünmeden varlığını hatırlatmış ve bizi biraz korkutmuştu. Doğum günü kutlama planları suya düşmüş ve televizyon karşısında yatarak bir doğum günü geçirmiştim. Ama varsın olsun… Benim hayatımda ki en büyük şansım yanımda ve sıkı sıkı elimi tutuyor, diğer varlığımda karnımda ve aramıza katılacağı günü bekliyordu… İşte bunlar benim hayatımda ki en güzel doğum günü hediyesiydi….

Sevgiler

Dilek…

Not: Aşağıya yorum bırakabilirsiniz bazı duygular paylaştıkça anlam kazanıyor…

Bir önceki yazı için tıklayınız…

Bir sonraki yazı için tıklayınız…

3 Yorum Var

  1. Rabbim sağlıkla kucağınıza almayı nasip etsin inşallah

Yorum Yaz